Borsa • Hisse Senedi • Bigpara • Hisse • Hisse Yorumları

Borsa • Hisse Senedi • Bigpara • Hisse Ekonomi Dünyasından Haberler ve Yorumları Borsa Alım ve Satımları.

IMF’siz idare edebilir miyiz?+++

IMF’siz idare edebilir miyiz?

Milliyet gazetesi yazarı Hurşit Güneş küresel krizi ve IMF görüşmelerini değerlendirdi.

İşte Güneş'in yazısı...


Ekim ayından bu yana tüm dünya krizde. Artık küresel nitelikli bu krizin Türkiye’yi fazlasıyla vurduğu hissediliyor.

Hemen belirtelim; IMF’nin son tahminlerine göre Türkiye ekonomisi bu yıl yüzde 1.5 küçülecek. Öylesine ki, bu krizin merkez üssü ABD ekonomisinin daralma oranıyla aynı düzeyde. Demek ki, Türkiye ekonomisi bu depremin merkez üssü kadar olumsuz etkilenecek.

Bu durumun nedeni artık biliniyor: büyük boyuttaki cari açık ve birikmiş özel kesim borçları bu kez finanse edilemeyecek görünüyor. Çünkü Batı’daki bankacılık sistemi de artık zorda. Kimsenin kimseye yardım edecek mecali yok. İşte IMF’ye ihtiyaç da bu nedenle ortaya çıkıyor.

Kasım ayından bu yana IMF ile anlaşma tartışılıyor. İşadamları ve bürokrasi bu borçlanmanın kaçınılmaz olduğu görüşünde. Fakat bir türlü anlaşma sağlanmış değil. Bunun nedeni konusunda ise tam bir netlik yok. Bir söylentiye göre, IMF emeklilerden vergi alınmasını istemiş. Hükümet de buna razı olmamış. Tek gerekçe buysa bu rahatlıkla aşılır, anlaşma sağlanırdı. Peki, asıl neden ne?

IMF’nin bütçe itirazı


Temel olarak IMF’nin yüzde 4, hatta daha düşük bir büyüme oranına göre düzenlenmiş bir bütçeyi onaylamadığı sanılıyor. Kaldı ki, IMF’nin emeklilerden vergi istemesini de kamuoyuna servis edenin hükümetin kendisi olduğunu sanıyoruz. “Zordaki emekliyi koruduk” diyecekler. Tabii seçimlere kadar. Bize kalırsa aslında hükümet seçimlere kadar mali disiplin uygulamak istemiyor.

IMF’nin katı bir mali disiplin istemesinin elbette bir mantığı var. IMF kronik olarak dış açık veren bir ülkeye borç para verdiğinde, tasarruf oranının yükseltilmesini, yani tüketimin daraltılmasını ister. Bu da faizleri yukarı çekerek, ya da sıkı mali disiplinle elde edilebilir. Fakat iç borcun yüksek olduğu bir ülkede faizlerin yukarı çekilmesi aksine tasarruf oranını azaltabilir. Çünkü devletin borç yükü artabilir. Bu nedenle tek seçenek olarak mali disiplin kalıyor.

IMF’siz de olur


Peki, IMF’siz olmaz mı? Yani mali disiplinden ödün vererek iç talep canlandırılsa krizden çıkış daha kolay olmaz mı? Elbette olabilir. Öte yandan, Dünya Bankası eski Başkan Yardımcısı Nobel ödüllü Joseph Stiglitz, “IMF’nin uygun olmayan bir reçetesi uygulanacaksa, hiç olmasın daha iyi” diyor. Buna da katılıyoruz.

Ancak Stiglitz neyin uygun neyin olmadığını net olarak belirtmiyor. Tekrarla belirtelim, bir taraftan IMF parası alıp, diğer taraftan iç talebin canlandırılması yoluna gidilecekse, bu çok hatalı olur. Türkiye ileride yine krizlere gebe olur. TL’nin değerlenmesine izin verilmemeli, bütçede yatırımlar yeniden düzenlenerek ihracatın önü açılmalıdır. Limanlar, demiryolları, vb altyapı harcamaları, hepsinden öte ithalat gerektirmeyen enerji yatırımları hızlandırılmalıdır...

Son söz: IMF olmazsa 2009 çok zor geçer. Ama doğru politikalar uygulanırsa ilerisi kolay olabilir. IMF ile beraber yine yanlış politikalar uygulanırsa 2009 biraz rahat geçer ama, diğer yıllar hep zor geçer.

PİYASALARDA BUGÜN!!

İMKB 3,73%
26.735 961
     
USD -0,37%
1,6100 -0,0060
     
EURO 0,10%
2,0830 0,0020
     
ALTIN -0,54%
46,81 -0,2556

`IMF ile anlaşmanın Türkiye`ye faydası yok`

`IMF ile anlaşmanın Türkiye`ye faydası yok`

Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali  Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) Genel Başkanı ve eski Devlet Bakanı Masum Türker, “IMF ile yapılmak istenen anlaşmanın şu anda Türkiye'ye bir faydası yok” dedi.

AA

Türker, Gaziantep Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasınca düzenlenen “Küresel Krizden Çıkış Yolları” konulu konferansta, son yaşanan küresel krizin, 2000 yılındaki krizin devamı olduğunu ve 2000 yılı krizinin üstünün örtüldüğünü, faturanın gelişmekte olan ülkelere yazıldığını belirtti.

Türev piyasalarındaki gelişmelerin küresel krizi çıkardığını ifade eden Türker, Türkiye'de işsizlik fonunun yalnızca devlet tahviline yatırılması ve bireysel emeklilik fonlarının yurt dışı fonlara yatırılmasının yasak olmasının krizde en önemli iki şansı olduğunu söyledi.

ABD'nin 12 trilyon 250 milyar dolarla dünyada en fazla dış borcu bulunan ülke olduğuna, bunu İngiltere, Almanya ve Fransa'nın izlediğine dikkat çeken Türker, Türkiye'nin şu anda 247,1 milyar dolar dış borçla dünyada 23. sırada yer aldığını bildirdi.

“IMF İLE NAKİT PARA GELMİYOR”

Türker, şöyle devam etti:

“Bu borç durumuna göre, emeklilik sigorta fonlarında da tedbir aldığımıza göre acaba IMF ile anlaşma yapılırsa Türkiye kurtulacak mı? Bir kere IMF ile anlaşmadan dolayı nakit para gelip cebimize girmiyor. IMF'in bize nakit para verme dönemi yalnızca Kemal Derviş'e verilen 10 milyar dolardır. Onun bir kısmı da benim zamanımda gelmişti. Bunun dışında IMF nakit para vermez. Para birimi, özel çekim hakkıdır (SDR).

Bizim finans kesimine dayalı işadamlarımız, IMF'teki parayı niye çok istiyorlar; IMF ile anlaşınca artık kanunları parlamenterler değil IMF'in dayatması yapıyor. Dolayısıyla IMF ile kim dayatacaksa, egemen güçler ne istiyorsa o oluşturulacak. IMF ile yapılmak istenen anlaşmanın şu anda Türkiye'ye bir faydası yok.”

“BATACAK ŞİRKETLER İÇİN ÖZEL FON KURULMALI”

Türkiye'nin krizden çıkması için çözüm önerilerini açıklayan Türker, bunun iki çaresi olduğunu ifade etti. Türker, “devlet zor durumda kalan iş, yatırım ve nakit üreten ulusal şirketlerin kurtarılması için özel bir fon kurmalı. Şirket batmak üzereyse, devlet bunu fonlamalıdır” dedi.

Finans fonksiyonu taşıyan kuruluşlara el koyup kapatmak yerine, ortak olması gerektiğini söyleyen Türker, Türkiye'de 2001 yılında kapatılan 52 bankanın kapatılmaması gerektiğini belirtirken, “o zaman 16 milyar konulup bankalara ortak olsak, bu bankalar çalışacaktı. Ama, o proje Türkiye'ye 55 milyara mal oldu. Bugün aynı hatayı yapmamalıyız” dedi.

Masum Türker, Türkiye'de bankaların yüzde 60'ının yabancıların elinde olduğuna da dikkati çekti.

“ÜLKE KREDİSİ İLE İHRACATÇILAR YENİDEN ÇIKIŞ YAPAR”

İhracatın artırılabilmesi için Türkiye'nin “ülke kredisi sistemini” kullanması, ancak bunun sadece bir grubu verilmemesi gerektiğini ifade eden Türker, “ülke kredisi, ihracatçıların yeniden çıkış yapmasını sağlar” diye konuştu.

İşsizliğe karşı alınacak tek tedbirin tüketimi hızlandırmak olduğunu vurgulayan Masum Türker, kendisinin bakanlık yaptığı dönemde, IMF'in karşı çıkmasına rağmen tüketime artırmak için memura fazla maaş verdiğini, köylülere para dağıttığını ve daha sonra IMF'in bu uygulamayı haklı bulduğunu kaydetti. Türker, “devletin gelirler politikasından önce, şahısların gelirler politikası desteklenmeli. Memura, emekliye fazla maaş vermeli” dedi.

AKBANK T.A.Ş.

HİSSE DETAY BİLGİLERİ Son güncelleme: 27.01.2009 17:03:23

AKBANK T.A.Ş.

Son işlem fiyatı:   4,78      % -2,04 AKBNK en çok tıklanan
hisseler
içinde 6. sırada

Otomotive ikinci destek geliyor

Otomotive ikinci destek geliyor

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Ekonomi  Koordinasyon Kurulu'nda otomotiv sektörüne sağlanacak destek konusunda çalışmanın sürdüğünü ve bunun dün Bakanlar Kurulu'nda alınan hurda araçlar kararı ile ilgisinin olmadığını söyledi.

Aysel ALP / HÜRRİYET

Bakanlar Kurulu dün 30 yaşın üzerinde olup vergi borcu gibi nedenlerle trafikten düşürülemeyen araçların hurdaya ayrılmasının kolaylaştırılmasına yönelik bir düzenleme yapılması kararı almştı. Bu karar otomotiv sektörüne destek olarak nitelendirilmişti.         
 
Ancak Bakan Çağlayan, otomotiv sektörü için hazırlanan esas destek paketinin halen konomi Koordinasyon Kurulu'nda görüşüldüğü bilgisi verdi. Bunun Bakanlar Kurulu kararı ile ilgisinin olmadığının altını çizen Çağlayan, Otomotiv hassas bir sektör. Bir düzenleme yapılacaksa söylenmez yapılır. EKK'da çalışma sürüyor. Dünkü karar 30 yaş üstü araçların temizlenmesine ilişkin bir karardır. EKK'daki çalışma ile bir ilgisi yoktur. dedi.

Teşvik yasası bir yıl uzuyor

Öte yandan Çağlayan, yeni teşvik yasasının da yakında TBMM'ye gönderileceğini söyledi.

Mayıs 2005'te yürürlüğe giren ve 49 ili kapsayan Teşvik Yasası, asgari 30 işçi çalıştırmak kaydıyla, yatırımcılara gelir vergisinde ve sigorta primleri işveren hissesinde indirim sağlıyor. Ayrıca enerji maliyetlerinde de indirim yapılıyor. Bu yasanın bir yıl uzatılması ile teşvikten yararlanan söz konusu yatırımcıların küresel kriz ortamında bu teşviklerin kalkacağı kaygısı da giderilmiş oluyor.

Uzun süredir üzerinde çalışılan ve teşvik sistemini sil baştan değiştiren yeni Teşvik Yasası ise bölgesel gelişmişlik farklarını ortadan kaldıracak şekilde dizayn edildi. Yeni yasada büyük yatırımlar ile kümelenmeye dönük ortaklıklar ve iş birliklerine özel teşvikler getirilecek.

``Altını elde tutmakta fayda var``

``Altını elde tutmakta fayda var``

Merill Lynch Global Varlık Yönetimi Avrupa Orta Doğu ve Afrika Bölgesi (EMEA) Yatırım Direktörü Gary Dugan, son dönemde ciddi bir altına hücum olduğunu belirterek, yakın vadede altını elde tutmakta fayda olduğunu söyledi.

Merill Lynch Global Varlık Yönetimi 2009 Yılı Projeksiyonu raporunun yazarı Dugan, projeksiyonun tanıtımı dolayısıyla düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, küresel ekonominin 2009 yılı boyunca zayıf kalacağını dile getirerek, bu süreçte politika yapıcıların reaksiyonlarının önemli olacağını kaydetti.

Faiz oranlarının düştüğünü, devletlerin harcamalarını azalttığını, vergilerin indirildiğini ve bu ortamda büyümeyi tetiklemenin kolay görünmediğini ifade eden Dugan, hisse senedi piyasaları açısından 2008 yılının istisnai şekilde kötü olduğunu, ancak 2009 yılında yüzde 30-40 yerine yüzde 5-10 seviyesinde iyileşmeler beklemek gerektiğini söyledi.

Dugan, son 10 senede ABD ekonomisinde borçlanmanın artışının, ekonominin büyümesinden çok daha hızlı şekilde geliştiğini, şu anda ise bu borçlanmalarda hızlı bir düşüş yaşandığına işaret ederek, bireylerin borç ödemeye yönelmesinin harcamaları kıstığını, bunun da önümüzdeki dönemlerde büyüme oranını düşüreceğini ve uzun süre alışılmış seviyelere yükselmeyeceğini anlattı.

Borcun GSYH'ya oranındaki bu artışın geri dönüşünün nasıl olacağına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dugan, Japonya'da benzer bir sürecin yaşandığını belirterek, “ABD ve Avrupa da Japonya'ya benzerse, sadece bir senelik resesyonla yetinmeyiz. ABD'nin Japonya olacağını düşünmüyorum ama bir öngörü olarak bunu söylüyorum” diye konuştu.

Dugan, artık enflasyonun yüksek olduğu bir dünyadan, deflasyon riskiyle karşı karşıya bulunulan bir dünyaya doğru gidildiğini dile getirerek, yatırımcıların uzun vadeli enflasyon oranlarını dikkate alması gerektiğini ifade etti.

“Hükümetlerin de ekonomide büyümesi gerektiğini” söyleyen Dugan, şunları kaydetti:

''Bu bizim alışık olduğumuz bir şey değil. Gelişmiş ülkelerde geçtiğimiz son 10-20 senede hükümetler hep küçüldüler, özel sektör ekonomisi canlandı, ancak bugün özel sektör güveni bozulmuş durumda. Bireyler borçlanmak istemiyor, kurumlar çok çalışan almak istemiyor. Başka bir yerde büyümeyi tetiklememiz lazım. O da hükümet tarafında olacak. Harcamaların en yakın zamanda artırılması gerekiyor. Altyapı yatırımlarının geri dönüşü çok daha fazla zaman aldığı için hemen bireylerin harcamaya başlaması gerekiyor. Bunun için de devletlerin birtakım programlar yapması gerekiyor ve buna çok acil şekilde ihtiyacımız var.''

“CAZİP GETİRİ BEKLENTİSİYLE YATIRIMDA KAYBETME RİSKİ YÜKSEK”

Gary Dugan, şirket karlarının görünümüne bakıldığında, Avrupa'da en derin resesyon senaryosuna göre kurumsal karlarda yüzde 60'lık bir düşüş gerçekleşebileceğini söyledi.

Dugan, devlet tahvillerine ilişkin değerlendirmelerinde ise, “Şu anda kurumlar borçlanmıyor, devletler de kendi derdine düşmüş durumda. Dolayısıyla devlet tahvili getirilerinin düşük kalacağını düşünüyoruz. Avrupa, ABD gibi yüksek getirili pazarlarda bile getiri oranının yüzde 4-6 oranında olduğunu görüyoruz. Enflasyon sıfıra yaklaşırsa, yüzde 5-6'lık bir getiri çok cazip demektir. Biz çok getiri beklemiyoruz. Yüzde 20-25 gibi oranlar çok yüksek gelebilir, ama onlarda ciddi temerrüde düşme riski var. Daha temkinli yaklaşmak lazım. Cazip bir getiri beklentisiyle yüzde 20-25'lik bir enstrümana yatırım yaparsanız, bunu kaybetme riskiniz de yüksek” diye konuştu.

“KREDİ PİYASALARI NORMALE DÖNMEDİKÇE EMLAK FİYATLARI DÜŞECEK”

Doların kısa vadede güçlü olacağını, ancak 1-2 yıl içinde ciddi düşüş ihtimali bulunduğunu vurgulayan Dugan, “Bir sürpriz de avronun inanılmaz zayıflaması olabilir, o da bazı Güney Avrupa ülkelerinin avro bölgesinden çıkma ihtimalinden kaynaklanıyor” dedi.

Dugan, önümüzdeki dönemde hedge fonların varlıklar içindeki ağırlığının ise yüzde 50 oranında azalacağını ifade etti.

Olumlu olarak gördükleri varlık sınıfının ise girişim sermayesi olduğunu dile getiren Dugan, “Ekonomi şu anda dibi görmüş durumda. Girişim sermayesi şirketlerinin ekonominin böyle dibi gördüğü noktalarda çok ciddi fırsatlar olduğunu düşünebiliriz” diye konuştu.

Şu anda bireylerin kredi alamadığını dile getiren Dugan, “Kredi piyasaları normale dönmediği ve bankalar emlak piyasasına kredi vermeye istekli olmadıkları müddetçe emlak fiyatları düşüşe devam edecek” dedi.

“UZUN DÖNEMDE OLUMLU GÖRÜNÜM EMTİA FİYATLARINDA”

Dugan, emtia fiyatlarına ilişkin de bilgi vererek, şunları kaydetti:

''Uzun dönemde çok olumlu görünüm emtia fiyatlarında... Altın fiyatlarının 1.500 dolar/ons'a kadar yükselebileceğini düşünüyoruz. Birçok insan fiziksel olarak altını alıp kasalarına koymak istiyorlar. Ciddi bir altına hücum var. Yakın vadede altını elde tutmakta fayda var.''

Konuşmasının ardından soruları yanıtlayan Dugan, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan piyasaların hisse senetlerini portföylerinde bulundurmadıklarını, 2010'da kurumsal karlarda yaşanabilecek hayal kırıklıklarının hisse senetlerinin düşüşüne neden olabileceğini kaydetti.

“AVRONUN GÜVENLİ CENNET OLARAK İTİBARI ARTIK ZORLAŞTI”

Bir soru üzerine, İngiltere'nin avroya geçmesini beklemediğini, şu anda kendi para biriminin esnekliğine ihtiyaç duyduğunu söyleyen Dugan, “Avronun güvenli cennet olarak itibarı vardı ama bunun bu sene zorlaşacağını düşünüyorum” dedi.

Dugan, küresel piyasalarda toparlanmanın mutlaka ABD'den, özellikle de emlak piyasasından kaynaklanması gerektiğini dile getirdi.

Merkez bankalarının faiz oranları sıfıra inse bile kullanacakları pek çok enstrüman bulunduğunu söyleyen Dugan, büyük merkez bankalarının uzun vadeli faiz oranlarını aşağı düşürerek, şirketlere ve bireylere daha rahat bir ekonomik ortam sunma yoluna gideceğini anlattı.

Dugan, “Küresel ekonomi zayıfladığında doğal olarak her yatırımcı kendi evine ve en güvenli gördüğü yatırım enstrümanlarına dönüyor. Bütün gelişmekte olan ülkeler bu sıkıntıyı yaşayacak çünkü, gelişmiş ülkelerdeki yatırımcılar kendi evlerine dönecek, hisse senetlerinden uzak duracaktır” diye konuştu.

Gary Dugan, uluslararası pazarlarda yatırımcılara hep yerel para biriminde yatırım yapmalarını ve denizaşırı ülkelere yatırım yapmamalarını tavsiye ettiklerini belirtti.

İşten çıkarmayı nasıl frenleriz?

İşten çıkarmayı nasıl frenleriz?

İşten çıkarmaları frenlemek için çare üretmeye mecburuz. Bazı işverenler, “iyi niyetlerine rağmen”, işçi ücreti üzerindeki yükleri taşıma imkânını kaybettiklerinden işçilerini çıkarıyor.

Güngör URAS / MİLLİYET GAZETESİ

İşçi ücreti üzerindeki yükün, genelde (ve de özellikle bu kriz döneminde) ne kadar önemli olduğunu sayın okuyucularıma basit olarak anlatmak istiyorum.

Devamlı olarak vurgulanan, kayıtdışı işçi çalıştırılmamasıdır. Sigortalı işçi çalıştırılmasıdır. İyi niyetli bir işveren (asgari ücretle çalışan) bir sigortalı işçinin cebine 503 TL girebilmesi için her ay 776 TL ödemek zorundadır.

-  İşçinin cebine 503 TL girerken,
-  Kayıtlı işçi çalıştırdığı için de işveren devlete 272 TL ödemeye mecburdur.
İşverenin asgari ücretle çalıştırdığı işçi için devlete ödediği 272 TL’nin:
-  213 TL’si sosyal güvenlik (sigorta) primidir.
-  19 TL’si işsizlik sigortası primidir.
-  39 TL’si vergidir.

İşveren işçiyi kayıtdışı çalıştırırsa devlete işçi başına 272 TL ödemekten kurtulur. İşçiyi işten çıkarırsa devlete 272 TL ödemekten kurtulur.

İşçi de devlet de kaybediyor

Açık anlatımıyla, işverenin işçiyi işten çıkarmasıyla sadece işçi sokakta kalmıyor. Devlet de işçi başına aldığı (en az) 272 TL’den mahrum kalıyor.

İşveren, “Kriz döneminde sıkıntıdayım. İşçimi işten çıkarmayayım. Aç bırakmayayım. Hiç olmazsa her ay cebine biraz para koyayım” diyemez. İşçiyi işten çıkarmadıkça, çıkış vermedikçe devlete 272 TL ödemeye mecburdur.

Bir ay sonra ödemelerini yapmaz, yapamazsa borcuna ayda yüzde 2.5 oranında gecikme zammı biner. Gene ödeyemezse önce ödeme emri, sonra haciz gelir. Banka kredileri kesilir. Malı, mülkü elden gider.

Şu kriz döneminde işverenin çalıştırdığı işçi için devlete ayrıca ödeme yapma külfetini/yükünü kaldırmak için bir formül bulmak zorundayız.

-  Bu yük sigorta primlerinden oluşuyor. Sigorta primi ödenmezse sigortanın hesabı tutmaz.
-  Bu yük vergiden oluşuyor. Vergi ödenmezse bütçe açık verir.

Arayana çare tükenmez

Bu yüzden, “Kriz nedeniyle işverenler devlete hiçbir ödeme yapmasın” denilemez. Ama bunun ara yolu vardır.

Ara yol, kriz döneminde, bir yıllık süreyle, güç durumdaki işverenlere, devlete yapacakları ödemeleri “faizli olarak” öteleme şansı tanımaktır.

Güç durumda olduğunu belirten işverenlerin işçi çıkarmamaları şartıyla sigorta ve vergi yükümlülüklerinin 1 veya 2 yılı ödemesiz dönem olmak üzere 5 yıllık bir süre için yıllık basit faiz yüküyle taksitlendirilmesi mümkündür.

İşçi işten çıkarıldığında hem işçi aç kalıyor, hem devlet işverenden bir kuruş para alamıyor. Halbuki bu tür bir ara formülde hem işçi işini kaybetmiyor, hem de devlet, uzun süre sonra da olsa işverenden alacağını alıyor.

İşten çıkarmaları seyrederek “Ah ile, vah ile” günü geçirmek yerine işten çıkarmaları frenleyecek tedbirleri tartışmak ve almak zorundayız.

Sanayi üretiminde şok düşüş!

Sanayi üretiminde şok düşüş

Türkiye'nin sanayi üretimi Kasım ayında 2007 yılının aynı ayına kıyasla yüzde 13,9 oranında azaldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2008 Kasım Ayı Sanayi Üretim Endeksi sonuçlarını açıkladı.

Sanayinin alt sektörleri düzeyinde 2008 yılı Kasım ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi yüzde 0,9 arttı. İmalat sanayi sektörü endeksinde yüzde 15,5, elektrik, gaz ve su sektörü endeksinde ise yüzde 4,7 düşüş gözlendi.

Sanayi üretimi, 2008 yılının Kasım ayında, bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 13,9 azaldı.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK), 2005=100 Temel Yılını baz alarak açıkladığı aylık sanayi üretim endeksi verilerine göre, 2008 Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre üretim madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 0,9 arttı, imalat sanayi sektöründe yüzde 15,5, elektrik gaz ve su sektöründe ise yüzde 4,7 azaldı.

İmalat sanayinde Kasım ayında üretimi en fazla azalan alt sektör yüzde 41,2 ile motorlu kara taşıtı, römork ve yarı römork imalatında oldu. Bunu yüzde 27,2 ile tıbbi hassa aletler ile saat imalatı ve yüzde 25,7 ile ana metal sanayi imalatı izledi.

ANA SANAYİ GRUPLARI

Öte yandan söz konusu dönem itibariyle ana sanayi grupları sınıflandırmasında en yüksek düşüş yüzde 29,1 ile sermaye malı imalatında kaydedildi.

Bu sınIflandırmaya göre, Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ara malı imalatı yüzde 16,9, dayanıklı tüketim malı imalatı yüzde 8,7, dayanıksız tüketim malı imalatı yüzde 6 ve enerji yüzde 4,5 azaldı

KASIM AYI ÜRETİMİ

2008 yılı Kasım ayında ise toplam sanayide yüzde 0,6 gerileme kaydedilirken, madencilik ve taşocakçılığında yüzde 15, imalat sanayinde yüzde 0,3 azalma görüldü. Elektrik, gaz, buhar ve sıcak su üretimi ve dağıtımı sektöründe ise yüzde 3,4 artış oldu.

Ana sanayi grupları sınıflandırmasına göre de sermaye malı imalatında
yüzde 6,1, ara malı imalatında yüzde 4,6, enerjide yüzde 0,2 düşüş oldu. Kasım ayında dayanıklı tüketim malı imalatı yüzde 1, dayanıksız tüketim malı imalatı ise yüzde 6,8 arttı.

Çifte baskı piyasaları fena vurdu!!

Çifte baskı piyasaları fena vurdu

ABD perakende devi Wal Mart'tan gelen haberler ve içerideErgenekon soruşturması kapsamında yaşanan yüksek tansiyon piyasaları kötü vurdu.

BORSA: İMKB Ulusal 100 endeksi günü yüzde 6.03 düşüşle 26 bin 210 puandan tamamladı.

DOLAR: Kur bir ara 1.56'nın üzerini test etti, sonrasında 1.5550 TL seviyelerinde dengelendi. 

Güne keyifsiz bir seyirle başlayan piyasalardaki bozulma ikinci yarı ile birlikte keskinleşti. Wal Mart'ın dördüncü çeyrek gelir tahminini düşürmesi ile hem yurtdışı borsalar hem de İMKB hızla gerilerken, dolar ise yükselişe geçti.

Wal Mart haberi geldiği sırada yüzde 2 civarında ekside seyreden borsada kayıp bir anda yüzde 4'e çıkarken, dolar 1.55'in üzerine yükseldi. Borsa günü   yüzde 6.03 düşüşle 26 bin 210 puandan tamamlarken, dolar ise 1.5550 TL'ye tırmandı.

İMKB'deki genel kötü hava içerisinde yurtdışının büyük payı olduğunu hatırlatan uzmanlar, dışarı ile paralel seyrin devam ettiğini belirtiyor. Ancak Ergenekon soruşturması kapsamında gerçekleşen yeni gözaltılar ile iç siyasetin ısınmasının da İMKB'deki düşüş üzerinde etkili olduğu ifade ediliyor. Özellikle ikinci seansta Ankara'dan gelen sürpriz buluşma haberleri piyasadaki gerginliği artırdı ve borsadaki düşüşü de hızlandırdı.

BORSADA KRİTİK SEVİYE 26 BİN 200

Turkish Yatırım Finansal Strateji Müdürü Gökhan Uskuay, İMKB'nin son bir ay içerisinde dünyanın en çok kazandıran üçüncü borsası olduğunu kaydederek, "hızlı yaşanan yükseliş sonrası kâr realizasyonları da etkili oluyor" dedi. Borsadaki düşüşün 26 bin 200 desteğine kadar devam edebileceğini belirten Uskuay, "Buradan tepki gelebilir. Ancak 26 bin 200'ün de altına inersek düşüş hız kazanabilir" diye konuştu.

Yapı Kredi Portföy Yöneticisi Serdar Orman, Ergenekon operasyonuna ilişkin gelişmelerin piyasada tedirginliği artırdığını ve satış dalgasını hızlandırdığını söyledi. Orman, "Genelkurmay'ın Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yapacağı görüşme piyasada bir miktar heyecan yarattı ve aşağı doğru satış baskısını hızlandırdı. Bundan sonra yurtrdışı verilerini takip etmeye devam edeceğiz. Bu satış dalgası teknik olarak 25000 seviyesinin üzerine 25300 puana kadar devam edebilir gibi görünüyor" dedi...

ARÇELİK*

HİSSE DETAY BİLGİLERİ Son güncelleme: 07.01.2009 17:01:56

ARÇELİK A.Ş.

Son işlem fiyatı:   2,01      % -3,82 ARCLK en çok tıklanan
hisseler içinde 22. sırada